Türkçeden İngilizceye yazın çevirisinin sorunlarım tanışmak üzere iki deneyimli çevirmenle birlikteyiz. Felsefe ve müzik eğitimi gören Virginia Saçlıoğlu uzun yıllardır ülkemizde serbest çevirmen olarak çalışıyor. Yaşamak Ne Güzel Şey Be Kardeşim, Aşkımız Aksaray'ın En Büyük Yangını', Orhan Veli, Oktay Rıfat, Nazım Hikmet'ten şiirler, çeşitli Türk yazarlarından öyküler İngilizceye kazandırdığı Türk yazın yapıtlarından birkaç örnek. Talat Sait Halman'ı tanıtmamıza gerek yok kuşkusuz. Talat Halman'ın, şiir, öykü ve oyun türlerinde Türk yazınından yabancı dillere tercüme yapanlar arasında en fazla ürün veren çevirmenimiz olduğunu, Türk kül¬türü ve yazınının İngilizce konuşulan ülkelerde tanınmasında en fazla emek veren bi¬lim ve kültür adamımız olduğunu belirtmekle yetinelim.
METİS ÇEVİRİ: Önce çeviri anlayışınızı ya da yaklaşımınızı kısaca öğrenelim.
TALAT HALMAN: Benim çeviri konusunda günahım çok büyük, çünkü çevirmen¬ler genellikle başka dillerden kendi dillerine çeviri yapıyorlar, oysa ben büyük bir küstahlıkla ana dilim olmayan İngilizceye de çeviri yapıyorum. Bunun yarattığı tür¬lü zorluklar var tabii, insan ne kadar içine sindirmeye çalışsa da, o dilin kültür ortamında ne denli uzun süre yaşamış olsa da, bazı nüansları kaçırabiliyor. Çeviri öyle nankör bir iş ki, hiçbir basit formülü yok. Onun ayrı bir kimyası var, ayrı bir dehası var. Ne denli uğraşılsa hatalar yapılıyor, pürüzlü oluyor. Çeviri evlilik gibi. Beklen¬medik izdivaçlar büyük mutluluklar getirebiliyor. Tersi de mümkün doğallıkla, İdeal bir evlilik düşünülemeyeceği gibi, ideal bir çeviri formülü de yok elbette. Bu nedenle çeviriyi genellemelerden soyutlayıp, nihai bir ürün, yaratıcı bir çaba olarak değerlen¬dirmek gerekir.
VİRGİNİA SAÇLIOĞLU: Talat Bey'e katılıyorum. Özellikle bu evlilik benzetmesini çok sevdim. Bir piyanist de yer yer hatalar yapabilir örneğin. Bırakılan en son iz¬lenimdir önemli olan.
M.Ç.- Bunlar çok doğru saptamalar kuşkusuz. Konuyu biraz daraltarak, Türkçe'den yabancı dillere —burada İngilizce söz konusu olacak, çünkü sizler yalnızca bu dile çeviriyorsunuz—yapılan yazın çevirilerinin sorunlarına girelim dilerseniz.
V.S.- Ben önce genel bir saptama yapmak istiyorum. Hint-Avrupa dilleri arasında çeviriler çok daha kolay oluyor. Tümce yapıları, kavramlar, terimler çok yabancı değil birbirlerine. Farsça, örneğin, bir Hint-Avrupa dili olduğu için İngilizceye çevi¬riler daha kolay oluyor. Oysa Türkçenin yapısı İngilizceden çok farklı. En büyük sorun bu bence. Bir de kültür farkı, din farkı var. Çevrilen yapıta göre bu sorunlar ağırlaşabiliyor. Kent yaşamım anlatan yapıtlar daha az güçlük yaratıyor. Köy edebiya¬tı ise çoğunlukla büyük sorunlar getiriyor çevirmene. Bir de şu sorun var bence: İngilizceye yapılan çevirilerin bir bölümü akademik bir okur kitlesini hedefliyor — Türk Dili ve Edebiyatı öğrencilerini, bu alanda çalışan öğretim üyelerini, vb. Bu çe¬virilerde bol dipnot kullanarak çevirmen gerekli açıklamaları yapabiliyor, ek bilgiler verebiliyor. Oysa büyük bir yayınevinin, genel okur kitlesini hedefleyerek ısmarladı¬ğı bir çeviride bu yapılmaz — her şeyden önce okuru sıkar. O zaman da şöyle sorun¬lar çıkıyor: Bir anlamı olan özel adlar nasıl çevrilecek? Örneğin Güngör Dilmen'in Aşkımız Aksaray'ın En Büyük Yangını oyunundaki kişilerden birinin adı Ablası-güzel. Çevirmen ne yapabilir bu durumda?
M.Ç.- Ama bu sorun başka diller için de söz konuşu — salt Türkçeye özgü değil. Ben şunu sormak isterim: Sizce Türkçe, çevrilmesi özellikle zor bir dil diye düşünü¬lebilir mi?
T.H.- Hiçbir dil kendi içinde bozuk değildir, yanlış değildir, "zor" değildir.
V.S.- Batı dillerinde herkesin kabul ettiği bir standart var. Bir esneklik tabii ki söz konusu. Ama iyi ve doğru olan da tartışmasız öyledir. Türkçe'de böyle bir standart gerçekten var mı bilmiyorum. Gazetelerde çok kötü Türkçe örnekleriyle karşılaşıyo¬ruz.
T.H.- Batı'da da var bu söyledikleriniz.
V.S.- Var ama Türkçe'de daha çok. Dilin hala bir oluşum süreci içinde bulunması da bir etkendir belki.
T.H.- Şimdi, hiçbir dil yapı bakımından başka dillerden daha iyi, daha kötü, daha mükemmel, daha pürüzlü değildir. Yapı apayrı bir şey. O tıpkı insan vücudu gibidir. Sarışın da güzel olabilir, esmer de. Dilin yapısında hiyerarşi kuramayız, biri öbüründen üstündür diyemeyiz. Şöyle bir eksiklik var Türkçe'de mamafih —eleştirmenler çok kızdılar bu sözlerime, çünkü birçok kez dile getirdim bu eksikliği— İngilizcede (en son yayımlanan Büyük Oxford’a göre) 600.000'den fazla kelime var. Birçoğu günlük hayatta kullanılmayan teknik terimler, vb. Ama gene de İngilizcede yaşa¬makta olan bu sayıda kelime var, bu bir gerçek. Türkçe'de, Türk Dil Kurumu'nun en son hazırladığı sözlükte, biraz da doldurmalarla, 40.000'in üstüne çıktık — bu sözlük 60.000 kelimeden oluşuyor. Demek ki Türkçenin kelime dağarcığı, hangi açıdan bakarsak bakalım, İngilizcenin %10'u. Onun için bazı metinleri İngilizceden Türkçeye çevirmek son derece zor bir iş. Birçok nüans kaybolup gidiyor Türkçe'de. Tersi ise fevkalade büyük bir avantaj. Modern İngiliz ya da Amerikan şiirini Türkçeye çevir¬mek büyük işkencedir — özellikle soyut terimlerle örülmüş şiirlerse. Ama örneğin, ikinci Yeni'yi Türkçe'den İngilizceye çevirmek büyük bir zevk. Çok kolay, çok ve¬rimli bir çalışma, İngilizce bu alanda yeni ufuklar açıyor, yepyeni imkânlar veriyor. Ve İngilizcede o şiirlerin çoğu son derece güzel olabiliyor. Adeta asıllarından bile güzel olabiliyor; İngilizceyi çok iyi biliyorsanız ve o şiirlerin hakkını verebilecek yetenekle bir çevirmenseniz, o şiirleri İngilizcede zenginleştirmek mümkün — söz bakımından, kavram bakımından.